MERKEZ BANKASI
- Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Fatih Karahan, İstanbul'da "Enflasyon Raporu 2026-I"in Tanıtımına İlişkin Bilgilendirme Toplantısı'' düzenledi.
Merkez Bankası Başkanı Karahan'ın ENFLASYON konuşması TAM metni!
- Fatih Karahan
- Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB)
''2026 yılının ilk Enflasyon Raporunun ana mesajlarını paylaşmak üzere düzenlediğimiz bilgilendirme toplantısına hoş geldiniz.
Bildiğiniz üzere, geride bıraktığımız 2025 yılında da sıkı para politikamızın sonuçlarını kademeli bir şekilde almaya devam ettik.
Talep koşullarının dezenflasyonist düzeyde seyrettiği bu dönemde, enflasyon beklentilerinin ve fiyatlama davranışlarının iyileşmesine de kritik önem atfettik. Bu çerçevede, fiyat istikrarının sağlanması amacı doğrultusunda, enflasyonda geçtiğimiz yıl kat ettiğimiz mesafeyi önemsiyoruz. Özellikle de; enflasyon rakamlarının arka planında, kira gibi bazı hizmet kalemlerinde uzun süredir direnç gösteren ataletin bu dönemde kırılma işaretleri vermesini kıymetli buluyoruz. Nitekim bu gelişme, dezenflasyon sürecinin bundan sonraki seyrinde anahtar unsurlardan biri olacak.
Öte yandan, geride bıraktığımız yakın dönem yine gösterdi ki; hem yurtiçi hem de küresel dinamikler, enflasyonun seyri açısından, gelişmelere bağlı olarak farklılaşabilen etkiler ve riskler taşıyor.
Bu ise, veri odaklı bir yaklaşımla sürdürmekte olduğumuz ihtiyatlı para politikası duruşumuzun önemini ortaya koyuyor. Dolayısıyla sıkı para politikamızın enflasyon üzerindeki olumlu etkilerini görmeye devam etmek amacıyla, önümüzdeki dönemde de tüm para politikası araçlarını kararlılıkla kullanmaya hazır olduğumuzu, konuşmamın hemen başında vurgulamak isterim. Sunumumda öncelikle küresel ekonomi, makroekonomik görünüm ve para politikasına ilişkin değerlendirmelerimize yer vereceğim. Daha sonra orta vadeli tahminlerimizi sunacağım. Sunum sonrasında ise Başkan Yardımcılarımızla birlikte sizlerin sorularını yanıtlayacağız.
Değerlendirmelere geçmeden önce, bu Raporumuzda da, öne çıkan konulara ve tematik analizlerimize kutu çalışmalarıyla yer verdiğimizi hatırlatmak isterim.
Değerli Konuklar,
Sunumuma, küresel ekonomik gelişmelere ilişkin değerlendirmelerimizle başlamak istiyorum. Dış ticarette korumacılık politikalarına bağlı olarak geçen yıl tırmanan belirsizliklerin varlığını koruduğu ve dalgalanmalar gösterdiği bir süreçten geçiyoruz. Bununla birlikte, ticari belirsizlikler bu Rapor döneminde de azalış eğilimini korudu.
Ticaret gerilimlerinin kademeli olarak yatışmasıyla birlikte, küresel büyüme öngörülerinin de toparlandığına şahit olduk.
Türkiye’nin dış talebi için gösterge niteliği taşıyan İhracat Ağırlıklı Küresel Büyüme Endeksi de benzer bir toparlanmaya işaret ediyor. Nitekim endeksin 2025 ve 2026 yılları için tahmin edilen büyüme patikası, 2025 yılının ikinci Enflasyon Raporu’nda en düşük düzeyine gerilemişti. Sonrasında ise görünümün tedricen iyileştiğini ve son veriler ışığında 2025 nisan öncesi döneme yakınsadığını görüyoruz. Buna karşın halen, tarife adımlarının gündemde olmadığı 2024 son çeyreğine kıyasla daha yavaş bir büyüme patikasında ilerliyoruz.
Diğer taraftan, son dönemde artan jeopolitik riskler küresel belirsizliği yukarı yönlü etkiliyor. Bu ise, küresel finansal piyasaları ve tedarik zincirlerini olumsuz etkileme potansiyeli taşıdığından büyüme üzerinde baskı oluşturuyor. Ayrıca, halihazırdaki korumacılık eğiliminin dış ticaret ile büyüme arasındaki bağlantıyı zayıflatmış olabileceğini dikkate alıyoruz. Dolayısıyla da, son dönemde gözlenen görece toparlanmaya rağmen, küresel büyüme görünümü üzerindeki risklerin aşağı yönde ağırlık kazandığını değerlendiriyoruz. Bu ortamda, güvenli finansal varlık arayışının değerli metal fiyatlarına, sektörel tarife oranlarındaki yükselişin de endüstriyel metal fiyatlarına yukarı yönlü etkilerini izlemeye devam ettik.
Enerji fiyatları
- Nitekim enerji dışı emtia fiyatları, son dönemde gözlenen oynaklığa rağmen artış eğilimini korudu. Enerji fiyatlarında da, jeopolitik riskler nedeniyle oynaklığın arttığını görüyoruz.
Söz konusu küresel faktörlerin de etkilediği enflasyonun seyri ülkeler arasında farklılaşırken, bu durum para politikalarına da yansıyor. Faiz indirimlerine devam eden merkez bankaları olduğu gibi, süreci tamamlayanlar ve az sayıda da olsa artırım sürecine girenler de bulunuyor. Gelişmiş ülke para politikaları ise geniş etkileri nedeniyle yakınen takip ediliyor.
- Fed’in 2026 yılında faiz indirimlerine devam etmesi beklenirken, indirimlerin büyüklüğü ve zamanlaması belirsizliğini koruyor. Diğer taraftan Japonya Merkez Bankası’nın daha sıkı bir para politikası izleyeceği fiyatlanıyor. Söz konusu politikaların, küresel finansal koşulları her iki yönde de etkilemesi mümkün. İlgili gelişmeler küresel risk iştahında ve portföy akımlarında dalgalanmalara neden olabileceğinden izlenmesi gerekiyor.
MAKROEKONOMİK GÖRÜNÜM
Değerli Konuklar,
Küresel görünümün ardından, şimdi de yurt içi makroekonomik gelişmelere ilişkin değerlendirmelerimize geçmek istiyorum. Sıkı para politikamızın hedeflenen bir sonucu olarak, talep kompozisyonunda dengeli seyir devam etmekte. Nitekim 2025 yılının ilk üç çeyreğinde 2023 yılına kıyasla, tüketimin büyümeye katkısının belirgin olarak gerilediğini, yatırımların katkısının ise arttığını görüyoruz. 2025 küresel ticaret belirsizliklerinin etkisiyle bu dönemde net ihracatın katkısı negatife dönse de, sıkılaştırma öncesine göre daha dengeli bir resim mevcut.
Yılın son çeyreğine dair göstergelere bakacak olursak;
Sanayi üretimi, son çeyrekte yatay bir seyir izledi. Hizmet üretim endeksi de ikinci çeyrekte başlayan yatay seyrini son çeyrekte sürdürdü. İmalat sanayi kapasite kullanım oranına baktığımızda ise, son çeyrek ve ocak ayında sınırlı artışlar olmakla birlikte tarihsel ortalamanın altındaki seyrin halen devam ettiğini görüyoruz. İşgücü piyasasına geçecek olursak, manşet işsizlik oranının dördüncü çeyrekte gerilediğini görüyoruz. Öte yandan, geniş tanımlı göstergeler, son iki çeyrektir düşüş kaydetmekle birlikte yüksek seviyesini koruyor. Bildiğiniz üzere, talep koşullarını değerlendirmek için satış ve tüketim göstergelerini düzenli şekilde takip ediyoruz. Göstergeler dördüncü çeyrekte, yurt içi talebin bir miktar toparlanmakla birlikte halen ılımlı seviyelerde olduğuna işaret ediyor. Soldaki panelde, perakende satışların, çeyreklik bazda önceki çeyreğin bir miktar üzerinde artış kaydettiğini görüyoruz. Altın hariç tutulduğunda ise satışlar daha ılımlı seyrediyor. Sağdaki grafikte ise, hem perakende satış hacmine hem de hanehalkı nihai tüketimi içinde mallara yapılan harcamalara, trendden arındırıp bakıyoruz. Grafiği incelediğimizde, sıkılaştırma sonrasında mal tüketiminin, trendinin altına gerilediğini görüyoruz. Perakende satışlar da aşağı yönlü hareket ediyor. Altın hariç olarak baktığımızda ise, bu görünüm daha da belirgin.
Talep bağlamında dikkate aldığımız bir diğer gösterge de kartla yapılan harcamalar.
Bildiğiniz gibi, kart harcamalarını, ödeme tercihlerindeki dönüşümü baz alarak kart kullanım eğilimine göre düzeltiyoruz. Özel tüketimin seyriyle daha uyumlu olması açısından bu düzeltilmiş verilere odaklanmayı anlamlı buluyoruz. Buna göre, kart harcamalarının son çeyrekte bir miktar arttığını görüyoruz.
İktisadi Yönelim Anketi verilerine baktığımızda ise, 2025 yılının son çeyreğinde imalat sanayi firmalarının kayıtlı siparişlerinin bir miktar arttığını ancak göstergelerin geçmiş dönem ortalamasına yakın olduğunu görüyoruz. Ocak ayı verileri de iç piyasa siparişlerinde artışın hız kesmekle birlikte sürdüğüne işaret ediyor. Bu noktada, talebe ilişkin verilere bir bütün olarak bakmak önem taşıyor. Farklı yöntemlerle hesapladığımız çıktı açığı göstergelerinin ortalaması, önceki Rapor dönemine kıyasla bir miktar yukarı kaymakla birlikte, son çeyrekte halen negatif düzeye işaret ediyor. Bir başka ifadeyle, talep koşullarının dezenflasyon sürecine verdiği desteğin azalmasına karşın sürdüğünü değerlendiriyoruz.
2026 yılında da dezenflasyonist görünümün korunacağını öngörüyoruz. Enflasyon görünümüne geçmeden önce, cari işlemler dengesi gelişmelerine de kısaca değinmek istiyorum.
Cari açık üçüncü çeyrekte bir miktar artmakla birlikte iç talep görünümü ile uyumlu bir şekilde ılımlı seyretti. Bu dönemde cari açığın millî gelire oranı ise ikinci çeyrekteki yüzde 1,3 olan seviyesini korudu. Oranın, son çeyrekte sınırlı ölçüde artsa da, yılı uzun dönem ortalamalarının oldukça altında kapattığını tahmin ediyoruz. 2026 yılında ise, cari açığın bir miktar yükselmekle birlikte ılımlı seyrini sürdüreceğini öngörüyoruz. Bununla birlikte cari denge üzerinde, altın ve enerji fiyatları ile ticaret belirsizlikleri kaynaklı riskler canlılığını koruyor.
Saygıdeğer Katılımcılar,
Konuşmama enflasyon gelişmeleriyle devam etmek istiyorum. 2024 haziran ayında başlayan dezenflasyon süreci devam ediyor. Bir önceki Rapor dönemine kıyasla, tüketici enflasyonu 2,2 puan azalarak ocak ayında yüzde 30,7’ye geriledi. Bu dönemde çekirdek enflasyon göstergeleri de düşüş sergiledi. Tahmin aralığımız bazında değerlendirdiğimizde, enflasyon kasım ve aralık aylarında bir önceki Rapor’da sunulan aralığın alt bandında gerçekleşti. Bu dönemde dağılım bazlı ana eğilim göstergelerinde de iyileşmelere şahit olduk. Ocak ayında ise aralığın üst bandına yaklaşan bir enflasyon görüyoruz. Ocak ayındaki bu gelişmede, gıda fiyatları kaynaklı etkilerin ön planda olduğunu söyleyebiliriz. Grafikten görüldüğü üzere, gıda dışı enflasyondaki kademeli yavaşlama eğilimi sürerken, gıda enflasyonu özellikle son altı aylık dönemde oldukça oynak bir seyir izledi.
Bildiğiniz gibi, gıda fiyatları, hava koşullarına bağlı olarak arz yönlü gelişmelerden önemli ölçüde etkileniyor. Ocak döneminde de, bu anlamda özellikle sebze fiyatlarındaki gelişmeler öne çıktı. Kasım ayında mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıklarla sert bir düşüş gösteren sebze fiyatları, ocak ayında olumsuza dönen hava koşulları sonucunda belirgin biçimde yükseldi. Bu gelişmenin şubat ayına sarkan etkileri de olacak. Ancak, ikinci çeyrekte arz koşullarındaki normalleşmeyle birlikte, bu etkilerin belli ölçüde tersine dönmesini bekliyoruz.
Enflasyonun yakın dönemdeki seyrini anlayabilmek amacıyla ana eğilim göstergelerine baktığımızda ise, ocak ayında döneme özgü unsurlarla bir artış görüyoruz. Bildiğiniz gibi, Ocak aylarında zamana bağlı fiyat belirleme ve geçmiş enflasyona endeksleme eğilimi yüksek hizmet kalemleri etkili oluyor. Ayrıca, ücret, yönetilen/yönlendirilen fiyat ve vergi ayarlamalarının yansımaları da görülüyor. Öte yandan, öne çıkan ana eğilim göstergelerinden olan medyan enflasyonun ılımlı seyrini sürdürdüğünü görüyoruz. Bununla birlikte, ana eğilimin ocak ayında bir önceki Raporda öngördüğümüzden yüksek seyrettiğini belirtmek isterim. Diğer taraftan, tasarım gereği daha uzun vadeye yönelik olan trend enflasyon göstergesinde de yukarı yönlü bir hareket görüyoruz. Bu gelişmeler, sıkı duruşumuzu kararlılıkla korumamız gerektiğine işaret ediyor.
Bu noktada, ana eğilimin önemli bir bileşeni olan hizmet enflasyonu üzerinde durmak istiyorum. 2025 yılında da hizmet enflasyonunun yüksek seyrinde kira ve eğitim hizmetleri etkili oldu. Daha önceki konuşmalarımda da belirttiğim gibi; deprem, demografik unsurlar ve geçmişe endeksleme gibi etkenler, kira enflasyonunda ciddi bir atalete sebep oldu. Benzer şekilde, eğitim ücretlerinde de geçmiş enflasyona endeksleme eğiliminin rolü belirgin. Bununla birlikte, 2025 yılında her iki kalemde de kaydadeğer enflasyon düşüşleri yaşandığının altını çizmek gerekir. Bu durum, birazdan anlatacağım gibi hizmetlerde süregelen ataletin kırılmaya başladığını haber veriyor.
Öte yandan grafikte de gördüğünüz gibi, kira ve eğitim dışında kalan hizmet kalemlerinde, tüketici enflasyonuna çok daha yakınsamış bir resim göze çarpıyor.
Bu bağlamda, hizmet enflasyonu üzerinde önümüzdeki dönemde etkili olabilecek bazı unsurlara dair bir parantez açmakta fayda var.
Kira tarafında; gerek mevsim etkilerinden arındırılmış veriler gerekse Perakende Ödeme Sistemi verileri gibi kiralara yönelik öncü göstergeler, ana eğilimin aşağı yönlü olduğuna işaret ediyor. Soldaki grafikten görüldüğü üzere, aylık kira enflasyonunda net bir yavaşlama söz konusu. Sağdaki grafik ise, bu Raporda yer verdiğimiz “TÜFE kira enflasyonu ile rayiç kira bedelleri arasındaki ilişkiyi” incelediğimiz bir kutu çalışmasının sonuçlarını gösteriyor. Kutu çalışmamızda da ayrıntılarıyla göreceğiniz üzere, çeşitli senaryolar altında kira enflasyonunun bu yıl sonu itibarıyla yüzde 30 ile 36 arasında olabileceği tahmin ediliyor.
Eğitim tarafında ise; fiyat ayarlamalarına dair düzenlemelerde, geçmiş 24 ayın enflasyonu yerine 12 ayın etkisini yansıtacak şekilde değişikliğe gidilmesini önemli buluyoruz.
Nitekim bu değişikliklerin, geçmiş enflasyona endeksleme mekanizmasını görece zayıflatarak dezenflasyon sürecini desteklemesini bekliyoruz.
- Örneğin, düzenleme 2025 yılında yürürlükte olsaydı şeklinde bir karşıolgusal analize baktığımızda, eğitim enflasyonunun 16 puan civarında aşağıda olabileceği sonucuna ulaşıyoruz.
Bu bakımdan, düzenleme değişikliğinin 2026 yılı için ima ettiği rakamlar, eğitim tarafında dezenflasyon için belli bir alan olduğunu gösteriyor.
Temel mallara baktığımızda ise, döviz kuru kanalının etkisi ile zayıflamış bir enflasyon söz konusu.
Ocak ayında, işgücü maliyetleri ve kısmen kur gelişmelerine bağlı olarak bir miktar yukarı yönlü seyir gözlense de, temel mallarda enflasyonun görece ılımlı olduğunu söyleyebiliriz.
Enflasyon beklentilerinde ise, sektörler genelinde önceki dönemlere kıyasla iyileşme eğilimi sürüyor.
Burada özellikle reel sektör beklentilerindeki iyileşme, fiyatlama davranışlarıyla da ilgisi nedeniyle önem arz ediyor.
Piyasa katılımcılarının farklı vadelere ilişkin beklentilerilerindeki gerileme de tabloda açıkça görülüyor.
Buna karşın, beklentilerin enflasyon tahminlerimizin üzerinde seyretmesi, dezenflasyon süreci açısından risklerin canlı olduğunu gösteriyor.
Bu görünüm de, para politikasındaki sıkı duruşumuzu korumayı gerekli kılan unsurlardan biri.
PARA POLİTİKASI
Saygıdeğer Katılımcılar,
Şimdi sizlere son dönemdeki para politikası kararlarımız hakkında bilgiler sunmak isterim.
Özetlediğim bu görünüm çerçevesinde, aralık ayında politika faizini yüzde 39,5’ten yüzde 38’e indirdik.
Ocak PPK toplantımızda ise, son çeyreğe ilişkin talep koşullarının dezenflasyon sürecine verdiği desteğin azalmasına karşın sürdüğünü değerlendirdik.
Ocak ayında öncü veriler, ana eğilimde sınırlı bir artış olduğuna, aylık enflasyonun gıda öncülüğünde arttığına işaret ediyordu.
Bildiğiniz gibi, geçici ya da para politikası etki alanı dışında kalan unsurları da, beklentiler kanalından ikincil etkiler anlamında dikkate alıyoruz.
Bu kapsamda, ocak ayında adım büyüklüğünü gözden geçirdik ve politika faizini 100 baz puanlık sınırlı bir indirimle yüzde 37 seviyesine getirdik.
Dolayısıyla, dezenflasyon sürecinin hedeflerle uyumlu şekilde devamını sağlamak için, sıkı para politikası duruşumuzu kararlılıkla sürdürüyoruz.
Bu süreçte parasal aktarım mekanizmasını makroihtiyati adımlarla desteklemeye ve etkin bir likidite yönetimi uygulamaya da devam ediyoruz.
Makroihtiyati tedbirler kapsamında; TL mevduat payını artırmayı hedefleyen düzenlemeleri uygulamayı sürdürüyoruz . Bu hedeflerde, dönemsel gelişmelere bağlı olarak güncellemeler yapabiliyoruz.
Bunun yanı sıra, kredi büyüme sınırları aracılığıyla kredi büyümesindeki dalgalanmaları sınırlandırıyor ve kredilerde TL ağırlığını koruyoruz.
Etkin likidite yönetimi ile de parasal aktarımı güçlü tutuyoruz.
Son dönemde, piyasada fazla likidite koşulları devam etmekte. Bu likiditeyi ağırlıklı olarak gecelik ve haftalık vadede depo alım ihaleleri ile sterilize ediyoruz.
Öte yandan, Türk lirası likidite yönetiminde operasyonel esnekliğin korunabilmesi için APİ portföy büyüklüğünün desteklenmesi önem arz ediyor.
Sağ panelde gördüğünüz üzere, önümüzdeki 3 yıllık dönemde portföyümüzün yüzde 68’lik bölümü itfa olacak.
Bu bağlamda, sene başından itibaren doğrudan alımlara başladık ve APİ portföyünü 262 Milyar TL’den 311 Milyar TL’ye yükselttik.
Yıl içinde kademeli alımlarımızla APİ portföyünü desteklemeye devam edeceğiz.
Bu konuya ilişkin detayları ilgili Kutu çalışmamızda bulabilirsiniz.
Şimdi de sizlerle, para politikamızın aktarımında kritik rol oynayan finansal koşullara dair son gelişmeleri paylaşmak isterim.
Son verilere göre, basit faiz olarak, mevduat, ticari kredi ve ihtiyaç kredisi faizleri sırasıyla yüzde 37,3, yüzde 38,5 ve yüzde 48,2 düzeyinde.
Bu veriler, politika faizi adımlarımızın, mevduat ve kredi fiyatlamalarına önemli ölçüde yansıdığını gösteriyor.
Nitekim Haziran ayının son haftasıyla kıyaslandığında, 30 Ocak haftasında mevduat faizleri 9,2 puan, ticari kredi faizleri ise 8 puan geriledi.
İhtiyaç kredilerinde ise, risk primi ve makroihtiyati çerçeve nedeniyle, yansımalar daha kademeli seyretmekte.
Kompozisyon açısından baktığımızda; 2025 yılının ilk aylarında yabancı para ticari kredilere yönelik attığımız adımlar sonrasında, kredi kompozisyonu belirgin şekilde Türk lirası lehine iyileşti.
YP kredideki sıkılaşma adımlarından sonra ılımlı bir patikada ilerleyen toplam kredi büyümesi Aralık ayında hızlanarak Ocak sonunda yüzde 32’ye yükseldi.
Bu artışa, hem ticari krediler hem de bireysel krediler katkı verdi.
Ticari kredilerde yıl sonuna özgü dönemsel etkiler öne çıktı. Bu kapsamda TL kredi büyümesi Kasım ayı sonundaki yüzde 41 seviyesini Ocak sonu itibarıyla korurken, aynı dönemde YP kredi büyümesi yüzde 7’den yüzde 12’ye yükseldi.
Bireysel kredilerde ise teminatsız krediler kaynaklı süregelen yüksek seyre ilaveten, yılsonu kampanyalarının da etkisiyle ihtiyaç kredileri öncülüğünde bir hızlanma gözlemledik.
Bu gelişmeler ışığında, kredi büyümesini dezenflasyon süreciyle uyumlu tutmak ve parasal aktarımı güçlendirmek amacıyla son dönemde ilave adımlar attık.
Bireysel kredili mevduat hesap limitlerine sekiz haftalık yüzde 2 büyüme sınırı getirirken, yabancı para kredilerdeki sınırı yüzde 1’den yüzde 0,5’e düşürdük.
Mevduat tarafına baktığımızda ise, TL mevduat payının yaklaşık yüzde 59 ile tarihsel ortalamasına yakın seyrettiğini görüyoruz.
Yatırım fonlarını da dahil ettiğimizde görünüm değişmiyor.
Bununla birlikte, altın fiyatlarında son dönemdeki gibi bir yükseliş yaşandığında TL mevduat payında düşüşler gözlenebiliyor.
Altın fiyatlarındaki hızlı yükselişin etkisini, yabancı para mevduat gelişmelerinde de izliyoruz.
Bildiğiniz gibi, KKM’den çıkış sürecinde yabancı para mevduatta bir miktar artış öngörüyorduk.
Bununla birlikte, 2025’teki artışın temel belirleyicisinin, altın fiyat hareketleri ve bunu takiben euro/ABD doları paritesindeki yükseliş olduğu görülüyor.
Nitekim altın/ONS fiyatı 2024 yılsonundan itibaren yüzde 97 artarken euro/ABD doları paritesi ise yüzde 15 yükseldi.
Böylece, 2024 yılsonuna göre YP mevduat bakiyesi 79 milyar dolar artarak 267 milyar dolara ulaşırken, parite ve fiyat etkisinden arındırıldığında artışın 21 milyar dolar düzeyinde kaldığını hesaplıyoruz.
Öte yandan, hatırlanacağı üzere, 2025 şubat ayında tüzel kişiler ve ağustos ayında da gerçek kişiler için KKM hesaplarının açılması ve yenilenmesi uygulamasını sonlandırmıştık.
Geldiğimiz noktada 2023 Ağustos’ta 140 milyar doların üzerine çıkan KKM bakiyesi 0,1 milyar doların altına geriledi.
Tahvil piyasalarına dönecek olursak, Eylül-Ekim döneminde enflasyon görünümündeki bozulmanın da etkisi ile faizlerde yükseliş görmüştük.
Son Enflasyon Raporu akabindeki dönemde ise, iyileşen enflasyon görünümü ve artan yatırımcı ilgisi ile tahvil faizleri tüm vadelerde aşağıya geldi.
Dezenflasyon süreci ile birlikte, önümüzdeki dönemde tahvil piyasasındaki bu performansın sürmesini bekliyoruz.
Sermaye girişlerine baktığımızda da Türkiye’ye yönelik sermaye akımlarının ocak ayı ile birlikte diğer gelişmekte olan ülkelere kıyasla güç kazandığını görüyoruz.
Bu çerçevede, rezervlerdeki olumlu görünüm de devam ediyor.
Bir önceki Rapor döneminden bu yana baktığımızda, brüt rezervler 31 Ekim tarihindeki 184 milyar dolar seviyesinden 24 milyar dolar artışla, 6 Şubat’ta 208 milyar dolar seviyesine ulaştı.
Swap hariç net rezervler ise bu dönemde 25 milyar dolar artışla 78 milyar dolara yükseldi.
Söz konusu dönemde, altın fiyatlarındaki yükseliş, güçlü altın pozisyonumuzun etkisiyle brüt rezervlere 22 milyar dolar, swap hariç net rezervlere ise 16 milyar dolar katkı sağladı.
Grafiklerde görüldüğü üzere, önceki Rapor dönemine kıyasla, piyasalardaki risk ve oynaklık göstergelerinde de iyileşme kaydedildi.
Enflasyon düştükçe ve enflasyona dair belirsizlikler azaldıkça risk göstergelerindeki olumlu seyrin devam edeceğini düşünüyoruz.
ORTA VADELİ TAHMİNLER
Enflasyon tahminlerine geçmeden önce, şeffaflık ve hesap verebilirlik kapsamında, 2025 yılı ara hedefimizden sapmanın arkasındaki detayları sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bildiğiniz üzere, 2025 yıl sonunda enflasyon, ara hedefimiz olan yüzde 24'ün 6,9 puan üzerinde gerçekleşti.
Bu sapmada, beş ana unsur belirleyici oldu.
Bunlardan ilki, küresel korumacılık eğilimi ve jeopolitik gelişmelerin etkisiyle, emtia fiyatlarının öncülüğünde artan ithalat fiyatlarının enflasyon üzerindeki yansımaları.
Bir diğeri ise, kuraklık ve don hadiselerinin hem arz hem de beklenti kanalından gıda enflasyonu üzerindeki etkileri oldu.
Üçüncü olarak, mevcut verilerle tahmin ettiğimiz çıktı açığı daha sınırlı bir dezenflasyonist etkiye işaret etti.
Dördüncü unsur yönetilen/yönlendirilen fiyatların ilgili varsayımlarımızdan yüksek gelmesi iken,
Son olarak, enflasyonun ana eğilimi ve ataletindeki öngörülenden yavaş seyir, 2025 yılında enflasyonun ara hedeften sapmasında kısmen etkili oldu.
Detaylar için ilgili kutu çalışmamızı inceleyebilirsiniz.
Geçen senenin muhasebesini sunduktan sonra bu bölümde de, geleceğe ilişkin tahminlerimize baz oluşturan varsayımlarımızdaki güncellemelerden bahsedeceğim.
Sunumumun başında da belirttiğim gibi; küresel büyüme görünümü, belirsizliklere rağmen dirençli bir seyir izlemeye devam ediyor. Bu nedenle, dış talebe ilişkin varsayımlarımızı bir miktar yukarı güncelledik.
İkinci güncellememiz petrol fiyatlarıyla ilgili. OPEC ülkelerinin üretim seviyesi ile küresel büyüme ve para politikaları görünümünü birlikte değerlendirdiğimizde, jeopolitik belirsizliklerin azalmasıyla petrol fiyatlarının görece zayıf bir seyir izleyeceğini öngörüyoruz.
Diğer yandan, endüstriyel metal fiyatlarındaki artışlar enerji dışı emtia fiyatlarını yukarı yönlü etkiliyor. Bu kapsamda, ithalat fiyatlarına dair varsayımımızı yükselttik.
Bunlara ek olarak, son dönemde yurt genelinde etkili olan yağışlar kuraklık kaynaklı riskleri sınırlarken, Ramazan ayı ve arz şoklarının da etkisiyle gıda fiyatlarında gözlenen artışın geçici olabileceğini değerlendirerek gıda fiyatları varsayımımızda yukarı yönlü sınırlı bir güncelleme yaptık.
Tahminlerimizi oluştururken, her zamanki gibi, para politikasındaki sıkı duruşun kararlılıkla sürdürüleceği ve ekonomi politikalarındaki eşgüdümün devam edeceği bir görünümü esas aldık.
Bu çerçevede, şimdi sizlerle enflasyon tahminlerimizi paylaşmak istiyorum.
2026 yılında enflasyonun, yüzde 15 ile yüzde 21 aralığında olacağını tahmin ediyoruz. 2027 sonu için ise tahminlerimiz, enflasyonun yüzde 6 ile yüzde 12 aralığına gerileyeceğine işaret ediyor.
Enflasyon ara hedefimizi ise, 2026 ve 2027 yılları için, sırasıyla yüzde 16 ve yüzde 9 olarak koruduk. 2028 yılı için ise ara hedefimizi yüzde 8 olarak belirledik.
Enflasyonun 2028 yılında yüzde 8’e geriledikten sonra orta vadede yüzde 5 seviyesinde istikrar kazanmasını öngörüyoruz.
2026 yılı tahmin aralığının güncellenmesinde, belli başlı risklerin belirginleşmesi ve varsayım revizyonlarımızın yanı sıra, TÜFE hesaplama yönteminde yapılan değişiklikler kapsamında hizmet grubunun sepet içindeki payının artması da rol oynadı.
Değerli Katılımcılar,
Her zaman altını çizdiğimiz üzere, dezenflasyon sürecinde, ara hedeflerimize ulaşmak için sıkı para politikası duruşumuzu sürdüreceğiz.
Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdüreceğimiz temkinli sıkı para politikası duruşumuz; talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendirecek.
Parasal aktarım mekanizmasını destekleyen makroihtiyati politikalar da, bu sürece katkı verecek.
Bu kapsamda, attığımız adımlar ve aldığımız önlemler ile yurt içi talebin dezenflasyonist seviyelerde seyretmesi, sürecin temel taşlarından olmaya devam edecek.
Beklentilerin iyileşme eğilimini sürdürmesi ve hizmet enflasyonundaki ataletin kırılarak düşüşün devamı, enflasyonun ana eğilimindeki gerilemeye önümüzdeki dönemde de destek verecek.
Orta Vadeli Program’da öngörülen makroekonomik çerçevenin de bu sürece anlamlı bir katkı sağlayacağını öngörüyoruz.
Sonuç olarak; para politikasındaki sıkı duruşumuzu, fiyat istikrarı sağlanana kadar kararlılıkla sürdüreceğiz.
Bu süreçte politika faizini, ara hedeflerle uyumlu biçimde, dezenflasyonun gerektirdiği parasal sıkılığı sağlayacak şekilde belirlemeye devam edeceğiz.
Bunu yaparken de her zamanki gibi, enflasyon gerçekleşmelerini, ana eğilimini ve beklentilerini göz önünde bulunduracağız.
Bir başka ifadeyle, politika faizine ilişkin atılacak adımları ve bunların büyüklüğünü, toplantı bazlı bir yaklaşımla, enflasyon görünümünü temel alarak ve ihtiyatlı bir şekilde belirlemeyi sürdüreceğiz.
Enflasyon görünümünün ara hedeflerden belirgin bir biçimde ayrışması durumunda ise, para politikası duruşumuzu sıkılaştırmaya hazırız.
Saygıdeğer Katılımcılar,
Her zaman altını çizdiğim gibi, fiyat istikrarı, sürdürülebilir büyüme ve toplumsal refah artışı için bir ön koşul niteliğinde.
Bu bağlamda, enflasyonu belirlediğimiz ara hedeflerle uyumlu olacak şekilde düşürmek için ne gerekiyorsa yapmaya kararlılıkla devam edeceğiz.
- Değerli Katılımcılar,
- Konuşmama son verirken, Rapor sürecindeki emekleri için başta Para Politikası Kurulu üyelerimiz, Başdanışman ve Başekonomist ekibimiz ile Araştırma ve Para Politikası Genel Müdürlüğü çalışanlarımıza ve bilgilendirme toplantımızın hazırlıklarında görev alan tüm çalışma arkadaşlarıma huzurlarınızda teşekkür ediyorum.''
enerji ekonomisi
Yorumlar
Kalan Karakter: